Düğünler; iki insanın hayatlarını birleştirdiği, ailelerin ve dostların mutluluğa ortak olduğu özel günlerdir. Ancak son yıllarda düğünler ve takı törenleri, bu güzel atmosferin önüne geçmeye başladı.
Mikrofon eline alınıyor, isimler tek tek okunuyor, takılan miktarlar yüksek sesle ilan ediliyor. Adeta bir ihale yapılıyormuş gibi “Şu kadar altın, bu kadar para…” diye bağıra bağıra yapılan anonslar, düğünün zarafetini gölgeleyen bir gösteriye dönüşüyor.
Bir davetlinin maddi durumu herkesin meselesi değildir. Kimi imkânı ölçüsünde altın takar, kimi bir miktar para verir, kimi ise yalnızca güzel bir dilekle düğüne gelir.
Özellikle ekonomik şartların zorlaştığı bir dönemde, verilen hediyenin yüksek sesle açıklanması bazı insanları istemeden mahcup edebilir.
Takı törenlerinin bir başka sorunu da farkında olmadan oluşturduğu rekabettir.
Kim daha fazla taktı?
Kim daha gösterişli bir hediye getirdi?
Böyle olunca düğünün anlamı değişiyor. Sevgi, dostluk ve mutluluk geri planda kalırken rakamlar ön plana çıkıyor.
Oysa düğüne gelen insanın amacı bir yarışmaya katılmak değil, mutlu olan çifti yalnız bırakmamaktır.
Aslında çözüm son derece basit.
Salonun girişine veya uygun bir noktaya zarif bir takı/hediye kutusu konulabilir.
Davetli hediyesini sessizce bırakır. İsmini yazar.
Kimsenin önünde miktar açıklanmaz.
Düğünlerde asıl görülmesi gereken takılar değil, insanların yüzlerindeki mutluluktur.
Elbette takı geleneğine karşı çıkmak gerekmiyor. Gelenekler toplumların hafızasıdır ve yaşatılabilir.
Ancak her gelenek aynı şekilde sürdürülmek zorunda değildir.
Zaman değişiyor, toplum değişiyor, insanların ekonomik şartları değişiyor. Gelenekler de çağın nezaket anlayışına göre yeniden şekillenebilir.
Takı takmak isteyen taksın.
Hediye vermek isteyen versin.
Ama kimse ne verdiğini açıklamak zorunda kalmasın.
Kimse başkasının taktığıyla kendisini kıyaslamak zorunda bırakılmasın.
Kimse ekonomik gücü nedeniyle mahcup edilmesin.
Belki de artık düğünlerimizde “Kim ne taktı?” sorusundan biraz uzaklaşıp, “Kim bizim mutluluğumuzu paylaşmak için geldi?” sorusunu sormanın zamanı gelmiştir.
Çünkü gösteriş geçer, rakamlar unutulur. Ama zarafet, mahremiyet ve güzel bir hatıra yıllarca kalır.
“Biz kendi düğünümüzde nezaketi seçip kimseyi ifşa etmediysek, başkalarının düğününe de zarfımızla gitme ve mahremiyetimizi koruma hakkımız olmalı; çünkü saygı, ancak aynı saygıyla karşılık bulduğunda anlam kazanır.”