enflasyonemeklilikötvdövizborsaakpchpmhpadır köyüYaylıyakaHarun Ebiriadirli.comadırtimar
DOLAR
47,0308
EURO
53,8115
ALTIN
6.120,48
BIST
14.079,97
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Van
Açık
29°C
Van
29°C
Açık
Perşembe Parçalı Bulutlu
29°C
Cuma Az Bulutlu
30°C
Cumartesi Az Bulutlu
30°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C

Van, Van olalı böyle bir zulüm görmedi!

Van, Van olalı böyle bir zulüm görmedi!
15 Temmuz 2026 15:15
43

Bugünlerde Van’da Kültür Yolu Festivali düzenleniyor.

Bütçesi dikkat çekici, az buz değil tam 800 milyon lira olarak ifade ediliyor.

Karar Mekanizmaları ve Bölge Gerçeği

Ankara’daki karar mekanizmalarında, bölgenin sosyo-ekonomik dinamiklerinden uzak bir anlayışla planlanan kültürel etkinliklerin, yerel halkın sert gerçekliğine toslaması yeni bir hikâye değildir.

Malum; kuşaktan kuşağa aktarılan o meşhur anekdot çokça anlatılır:

Turneye çıkan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Bayburt’ta ilk defa konser verecektir. Salon nezaketen boş kalmasın diye zorlama gayretlerle ahaliden insanlarla doldurulur; halk saatlerce hiç alışık olmadığı bir müziği derin bir sessizlik içinde sabırla dinler.

Çıkışta gazeteci mikrofonu heyecan ve biraz da merakla yaşlı bir amcaya uzatarak konseri nasıl bulduğunu sorar, amca içini çekerek o meşhur cevabı verir:

“Evlat, Bayburt Bayburt olalı böyle bir zulüm görmedi!”

Bugün aynı ironik yabancılaşma ve tezat, devasa bir bütçeyle ve can yakıcı bir ekonomik tablonun ortasında, kadim serhat şehri Van’da sahneleniyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 800 milyon liralık bütçeyle hayata geçirdiği; “Van Kültür Yolu Festivali” parıltılı sahneleriyle perdesini açarken, bu debdebeli sahnelerin hemen yanı başında resmi rakamların ve sokakların haykırdığı o derin Van yoksulluğu duruyor.

Bir Tarafta Göz Boyayan Bir Şatafat, Diğer Tarafta Derin Bir Halk Yoksulluğu

Şairin dediği ve sevgili Ahmet Kaya’nın seslendirdiği gibi; “Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe…” İşte o çıldırtan tezat, bugün tam anlamıyla Van sokaklarında ete kemiğe bürünüyor. Bakanlığın festival broşürleri pembe tablolar çizedursun; resmi göstergeler bu kentteki bölgesel eşitsizliği tüm çıplaklığıyla yüzümüze vuruyor. Şunu açıkça ve yüksek sesle söylemek gerekiyor: Van, tesadüfen gerilemiş bir kent değildir; Van senelerdir istikrarlı bir biçimde, Türkiye’nin en yoksul şehirlerinin başında gelmektedir.

Resmi verilerde gelir dağılımı, istihdam ve refah endekslerinde her yıl maalesef en alt sıralarda yer alan bu kadim kent, derin bir ekonomik makasın kurbanıdır. Türkiye genelinde kişi başına düşen GSYİH ortalaması 15.325 Dolar iken, Van’da bu rakam 6.185 Dolar seviyesindedir. Üstelik tüm ekonomik illüzyonlara, yapay olarak baskılanmış döviz kuruna rağmen maalesef karşımıza çıkan tablo budur. Türkiye ortalamasının yarısına bile ulaşamayan, kronik bir yoksulluk sarmalına mahkûm edilmiş bir kentten bahsediyoruz.

Gelin, bakanlığın milyon liralık o LED ekranlarının aydınlatamadığı, aksine üstünü örtmeye çalıştığı o gerçek sokaklara bakalım. Daha yakın zamana kadar, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Et ve Süt Kurumu mağazalarının önünde uzayıp giden ucuz et kuyrukları vardı. Sabahın köründe saatlerce bir miktar ucuz et alabilmek için dondurucu ayaza direnen o yaşlı gözlerin oluşturduğu kuyruklar, yoksulluğun görünür faturasıydı. Sonra soruna çözüm üretmek yerine, o kuyrukların oluşturduğu mahcubiyet tablosu “kurumun itibarına zarar veriyor” diye mağazaları tamamen kapattılar.

Şimdi o kapısına kilit vurulan mağazaların birkaç sokak ötesine bakın: Amele pazarlarında ve köşe başlarında, evine bir ekmek götürebilmek için akşama kadar bekleyen inşaat işçilerini göreceksiniz. Ya da üç tekerlekli arabasının üzerine yığılıp kalmış, akşam olurken kimi zaman tek bir siftah bile yapamadan evinin yolunu tutan o hamalın çaresizliğini göreceksiniz.

İşte senelerdir en geride bırakılan Van’ın gerçeği budur ve bu kentin tam ortasında, yüz milyonlarca liralık bütçeyle, merkezden planlanan bir organizasyon yapılıyor.

Bu tablo, akıllara ister istemez Fransız Devrimi’nin o kibirli ve halktan kopuk saray zihniyetini getiriyor. Açlıktan kırılan ve bu nedenle isyan ederek saraya yürüyen halka saray pencerelerinden bakıp, “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” diyen Kraliçe Marie Antoinette zihniyeti, bugün Van’da başka bir biçimde tezahür etmektedir.

Van Halkı temel geçim derdindeyken önlerine milyonlarca liralık festival podyumları serip şimdilik bununla oyalanmalarını beklemek, bu halkın gerçekliğiyle açıkça tezat oluşturmaktadır.

Her 3 Gençten Biri İşsizken, Bu Şatafat Kimin İçin?

Peki, bu lüks festivallere katılması, meydanları doldurması beklenen Van gençliği ne durumda?

Bölgedeki acı gerçek şu ki; Van’da her üç gençten biri işsiz. Hayata dair umutları, istihdam beklentileri ve yarın kaygıları adeta askıya alınmış, geleceksizliğe terk edilmiş koca bir jenerasyon var bu kentte. Akşama ne yiyeceğini, cebindeki son harçlığı nasıl denkleştireceğini düşünen, iş bulamadığı için kendi memleketinden göç etmek zorunda kalan bu gençlerin önüne, “festival” adı altında on milyonlarca liralık prodüksiyonlar getirmek büyük bir duyarsızlık pratiğidir.

Dahası, bu derin işsizlik sarmalı, Van gençliğini sadece ekonomik olarak zorlamıyor; kenti günden güne büyüyen toplumsal kırılmaların eşiğine sürüklüyor. Gelecek umudu zayıflayan bu sokaklarda sosyal sorunlar körüklenirken; uyuşturucu, fuhuş ve çeteleşme gibi ciddi sosyal riskler maalesef savunmasız gençleri olumsuz etkiliyor.

Genç nüfusunu bu tür sosyal çıkmazlara kurban veren bir kentin sokaklarında, hiçbir yapısal yaraya merhem olmayacak şatafatlı sahneler kurmak büyük bir çelişkidir. İşsizlik kıskacındaki bir gence istihdam alanı yaratmak, onu sokakların risklerinden korumak yerine milyon liralık sahne ışıkları sunmak; onun geleceğine değil, sadece o anlık algıya yatırım yapmaktır, yapılan geçici bir oyalamadan ibarettir.

Bir “Kültür” Dayatması: Şivanlar, Aynurlar Nerede?

İşin sadece ekonomik boyutu değil, kültürel boyutu da derin bir uyuşmazlık barındırıyor. Nüfusunun ezici çoğunluğu Kürt olan, evlerinde, sokaklarında Kürtçenin konuşulduğu, yüzyıllardır kendi dengbêj kültürüyle, dengiyle, nidasıyla yoğrulmuş bir kentte “Kültür Yolu” adı altında bir festival düzenliyorsunuz; fakat içinde Van Halkı’nın dili, kültürü ve kimliği adeta görünmez kılınıyor.

Dahası, sahne alması için seçilen sanatçı kadrosunun kentin geniş kesimlerinin müzikal beğenileriyle, toplumsal ve kültürel değerleriyle bir bağı bulunmuyor. Halkın geniş kitlelerine, buranın ruhuna ve tarihine hitap etmeyen, tamamen merkezden paket olarak ithal edilmiş popüler isimlerle Van’a “kültür” taşındığı iddia ediliyor. Bu durum, kentin kendi yerel sesini, kimliğini ve estetik değerlerini dışlayan tek tipleştirici bir kültürel hafızasızlaştırma, yani düpedüz bir asimilasyon politikasıdır. Kentin gerçek dinamiklerini yok sayarak hafızasızlaştırma siyasetine zemin hazırlayan bu şov, kültür taşımak değil, yerel kültürü görünmez kılmak, onu perdelemektir.

Şimdi sormak gerekiyor: Bu coğrafyanın ve bu halkın gerçek anlamda sevip benimsediği, sesinde kendi acısını ve neşesini bulduğu Şivan Perwer, Diyar Dersim, Aynur Doğan, Rojda, Tara Mamedova ve burada adı sayılamayacak daha nice kıymetli isim neden bu sahnelerde yoklar? Bu kentin sözlü tarihini, asırlık hafızasını omzunda taşıyan Dengbêj Kazo, Hozan Mahkum gibi değerlere neden yer verilmiyor?

Yerel halkın bağrına bastığı bu sanatçıları dışlayarak, kentin ruhuna tamamen yabancı bir kadroyla yapılan bu etkinlikler halkın geneline hitap etmekten çok uzaktır. Öyle ki; bugün bu konserler ücretsiz ve kamusal bir yönlendirme ile meydanlarda bedava sunulmasa, yani ücreti mukabilinde biletli olarak satılsa, muhtemelen pek çok kimse bu konserlere gitmek istemeyecektir. Bu durum bile, festivalin halkın kendi değerleriyle ne kadar uyumsuz olduğunun, yerel dinamiklerden ne kadar kopuk bir yabancılaşma barındırdığının en somut kanıtıdır. Vanlıyı kendi evinde, kendi coğrafyasında kültürel olarak dışarıda bırakmaktır. Amaç Van’ın yerel zenginliğini ve değerlerini kutlamak değildir; buradaki dil, kültür, kimlik görmezden gelinmektedir. Tıpkı Bayburtlulara kerhen senfoni dinletilmesi gibi, Van Halkı’na da kendi evinde, kendi kimliğine tamamen uzak bir illüzyon sunulmaktadır.

Bütçe Halka Aktarılsa Yoksul Van Halkı İhya Olurdu

Üstelik bu değirmenin suyunun nereden geldiği sır değil. Festival adı altında havaya savrulan o milyonlarca lira, gökten zembille inmedi. O devasa bütçe; dükkanını siftahsız kapatan esnafın, amele pazarında bekleyen işçinin, geleceksiz bırakılan işsiz gencin; yediği ekmeğin, içtiği suyun, kullandığı elektrik ve doğal gazın üzerinden alınan vergilerle finanse ediliyor. Halkın en temel insani tüketim maddelerinden; hastanın ilacı, bebeğin maması üzerinden ödenen vergiler (KDV, ÖTV’ler) toplanıp ajansların kasasına akıtılıyor.

Oysa; akıl ve vicdan sahibi herkes biliyor ki; sadece 8-9 günlük eğlence şovları için havaya savrulan o milyonlarca liralık devasa bütçe, belli başlı ajansların kasasına değil de doğrudan Van halkına ve kentin acil ihtiyaçlarına aktarılsaydı, bugün bu kentte derin bir yoksulluk yaşayan geniş halk kesimleri rahat bir nefes alabilirdi. Bu büyük kaynak; başta VASKİ tarafından gönderilen o yüksek fiyatlı su faturaları olmak üzere, halkın belini büken ve ödenemeyen elektrik ile doğalgaz faturalarının hafifletilmesinde kullanılabilirdi. Amele pazarında bekleyen işçinin, üç tekerlekli arabasıyla çırpınan hamalın evindeki en temel ekmek ihtiyacının karşılanması gibi çok daha elzem ve insani yardımlara harcanabilirdi. Kent halkının hayati ve can yakıcı sorunlarına derman olacak bu kaynak, ne yazık ki birkaç günlük bir illüzyon sahnesinin arkasında heba ediliyor.

Son Söz

Van halkı, kendi cebinden çıkan dolaylı vergilerle finanse edilen bu yapay ve steril şovları değil; doğrudan kendi hayatına dokunacak, kenti mevcut zorlu ekonomik koşullardan kurtaracak ve toplumun genel refahına katkı sunacak gerçek anlamda bir hizmet bekliyor. Türkiye’nin senelerdir en yoksul şehri olmaya mahkûm edilen bu kent; geçici sahne ışıkları değil, kalıcı çözümler bekliyor. İnsanlar aş istiyor, iş istiyor, gençlerinin geleceğe güvenle bakabileceği adil bir yaşam düzeni talep ediyor. Van, dışarıdan dayatılan paket programlarla değil; kendi dilinde, kendi kimliğiyle, kendi kültürünü bilen gerçek değerleriyle ve kendi yerel esnafıyla birlikte, hak ettiği refah seviyesine ulaşarak yaşamak istiyor.

Ankara’dan getirilen o şatafatlı sahneler sökülüp tırlarla şehri terk ettiğinde, geriye yine Van’ın amele pazarları, yine o üç tekerlekli boş hamal arabaları, yine gençlerinin o çaresiz işsizliği ve yine ödenemeyen faturalar kalacak.

O gün konser alanından geçen bir Vanlıya mikrofon uzatıp ne düşündüğünü sorarsanız, muhtemelen alacağınız cevap şöyle olacaktır:

“Van Van olalı böyle zulüm, böyle israf, böyle adaletsizlik görmedi!”

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.