Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle Van’da düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin ardından, 31 Temmuz-9 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecek 58. Tatvan Kültür ve Sanat Festivali gündeme geldi. Turizmci Engin Pişkin, Tatvan Festivali’nin bölgenin kültürel çeşitliliğini yansıttığını belirtirken, ekonomist ve vergi uzmanı Reşat Ebiri ise Van’ın potansiyelini kullanabilmesi için ortak akıl ve yerel katılımın önemine dikkat çekti.
Van Gölü Havzası’nda düzenlenen kültür ve sanat festivalleri, bölgenin tanıtımı, kültürel zenginliklerin görünür kılınması ve turizm potansiyelinin harekete geçirilmesi açısından karşılaştırılmaya başlandı. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle Van’da 11-19 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilen Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin ardından, Bitlis’in Tatvan ilçesinde 31 Temmuz-9 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek 58. Tatvan Kültür ve Sanat Festivali, kapsamlı programıyla dikkat çekti.

Tatvan’da gerçekleştirilecek festival kapsamında tiyatro gösterileri, paneller, kitap fuarı, film gösterimleri ve Nemrut Kraterleri gezisinin yanı sıra 23 sanatçı ve müzik grubunun katılacağı etkinlikler düzenlenecek. Van’daki festival programının ise kentin sahip olduğu kültürel ve tarihsel potansiyeli tam anlamıyla yansıtamadığı yönündeki değerlendirmeler gündeme geldi.
Turizmci Engin Pişkin ve ekonomist-vergi uzmanı Reşat Ebiri, Van Gölü Havzası’nın sahip olduğu değerlerin daha etkin kullanılabilmesi için planlama süreçlerinde yerel dinamiklerin ve bölge halkının görüşlerinin dikkate alınması gerektiğini belirtti.
“Van Gölü’nün renklerini Tatvan yansıtıyor”
Turizmci Engin Pişkin, iki festivalin programlarını ayrıntılı biçimde incelediklerini belirterek, Tatvan’da hazırlanan festival programının Van Gölü Havzası’nın kültürel çeşitliliğini daha kapsamlı biçimde yansıttığını söyledi. Van’daki etkinliklerin ağırlıklı olarak konserlerle sınırlı kaldığını ifade eden Pişkin, Tatvan Festivali’nin ise bölgenin farklı kültürel değerlerini bir araya getirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“İki festival programını alıp karşı karşıya koyduk. Acaba biz mi yanılıyoruz, yanılıyor olabilir miyiz diye düşündük. Ancak baktığımızda Tatvan’ın Van Gölü Havzası’nın kültürel zenginliklerini yansıtan bir festival düzenlediğini gördük. İnanılmaz değerli, çok kültürlü ve çok dilli bir festival hazırlamışlar. Çocukları ve kadınları unutmamışlar. Bölgenin ekonomisini, sosyolojisini, tarihsel derinliğini, kılamlarını, dilini ve sanatını hiçbir şekilde göz ardı etmemişler. Belli ki titiz bir çalışmanın ürünü ortaya çıkmış; düzenleyenleri tebrik ediyorum. Tabii Van’daki, üstelik Turizm Bakanlığı destekli programı bununla kıyasladığımızda, çok daha iyi olması gereken bir işin maalesef beklentilerin altında kaldığını gördük ve bu eksikliklere üzüldük.”
“Festival sadece konserden ibaret olmamalı”
Festivallerin kentlerin tanıtımında önemli bir rol üstlendiğini vurgulayan Pişkin, bu tür organizasyonların yalnızca müzik etkinlikleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi.
Van’ın tarihsel ve kültürel birikiminin festival programlarına daha güçlü şekilde yansıtılması gerektiğini belirten Pişkin, kentteki otellerin doluluk oranlarının düşük kalmasına ve festival altyapısındaki eksikliklere de dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Festivaller bulundukları bölgenin tanıtımında öncü rol alırlar. Hele ki Bakanlık sponsorluğunda yapılıyorsa; Urartu, Selçuklu, Osmanlı, Ermeni ve yereldeki zengin Kürt kültürünün, yemeklerin, sanatın, gastronominin, edebiyatın ve sosyolojinin iç içe olduğu kapsamlı bir etkinlik olması gerekirdi. Ancak sadece belli sanatçıların sahne aldığı ve ardından sona eren bir süreç yaşadık. Bu tür etkinlikler yalnızca konser programlarıyla sınırlı kalmamalı. Bir hafta, on gün boyunca bu serin coğrafyada, 1660 rakımda çevre illerden insanların ilgi gösterebileceği çok özel bir program hazırlanmalıydı. Oteller yine boş kaldı çünkü yeterli festival altyapısı oluşturulmadı ve kente gelmek için önemli bir neden sunulamadı.”
“Van’ın sorunu ortak akıl eksikliği”
Van’ın en önemli sorunlarından birinin karar alma süreçlerinde ilgili kesimlerin ve yerel dinamiklerin yeterince sürece dahil edilmemesi olduğunu savunan Pişkin, kentin geleceğine ilişkin yatırımlarda ortak akıl anlayışının esas alınması gerektiğini söyledi. Stadyumun yeriyle ilgili tartışmaları ve bölge mimarisini yeterince yansıtmadığı yönündeki eleştirilerle gündeme gelen Van Müzesi’ni örnek gösteren Pişkin, şu değerlendirmelerde bulundu:
“En büyük sorunumuz, işin muhataplarıyla yeterince buluşmamak ve onlardan fikir almamak. Van Müzesi yanı başımızda olumsuz bir örnek olarak karşımızda duruyor. Açılalı dört yıl oldu, tekrar restorasyon sürecine giriyor. Ne Urartu, ne Selçuklu, ne Osmanlı ne de bölge mimarisinden izler taşıyor. Biz dinlemiyoruz. Kenti, sosyolojisini, tarihini ve kültürünü bilmeyen kişiler Van’la ilgili kararlar alıyor ve biz o kararların sonuçlarını yaşıyoruz. Bundan sonra yapılacak yatırımlarda Bitlis’in ve Van’ın ilçeleri, belediye başkanları, kaymakamlar, valilikler ve kurum amirleri söz sahibi olmalı. Eminim ki bu şekilde çok daha değerli eserler ve fikirler ortaya çıkacaktır.”
“Festivallerde kararı yerel yönetimler vermeli”
Ekonomist ve Vergi Uzmanı Reşat Ebiri ise Van’da kapsamlı organizasyonların hayata geçirilememesinde merkezi yönetim anlayışının etkili olduğunu savundu. Festival ve benzeri etkinliklerin planlanmasında yerel yönetimlerin ve bölge dinamiklerinin daha fazla söz sahibi olması gerektiğini ifade eden Ebiri, Tatvan’da 58’incisi düzenlenecek olan festivalin bu açıdan önemli bir örnek olduğunu söyledi.
Ebiri, “Van’da kapsamlı bir organizasyonun düzenlenememesinin birçok sebebi var ancak kararlar merkezi idare, yani Ankara tarafından alınıyor. Oysa en sağlıklı kararları yerel yönetimler verebilir. Son 10 yılda sağlıklı bir yerel yönetim anlayışı oluşmadı. Tatvan’ın 58. kez düzenlediği geleneksel festival çok iyi bir örnek. Ajanslardan 8 milyon liralık bir bütçe bilgisi aldık. Bu büyük bir rakam ancak halkın geneline hitap eden bir organizasyon ortaya çıkmadı. Mevcut koşullarda böyle bir etkinliğin halkın yararına yapılması kısa vadede mümkün görünmüyor, ancak uzun vadede olabilir,” dedi.
“Van sahip olduğu potansiyeli kullanamıyor”
Van’ın sahip olduğu doğal, tarihi ve coğrafi avantajlara rağmen mevcut potansiyelini yeterince değerlendiremediğini belirten Ebiri, kentin sınır kenti olmasının yanı sıra İran başta olmak üzere çevre ülkeler ve bölgelerle güçlü ekonomik ve kültürel ilişkiler kurabilecek bir konumda bulunduğunu söyledi.
Van Gölü’nün yanı sıra İran, Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan gibi bölge ülkeleriyle kurulabilecek ilişkilerin kentin ekonomik ve turistik gelişimine katkı sunabileceğini ifade eden Ebiri, merkezi kararların yerel halkın beklentileriyle örtüşmesi gerektiğini vurguladı. Ebiri, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Van bir sınır kenti. Hemen yanında milyonluk devasa bir İran pazarı var. Ayrıca Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan ve komşu bölgelerle güçlü bir iletişim kurulabilir. Yeter ki ortak akılla hareket edilsin. Merkezi dayatmalar, tıpkı bir restoranda kendi tercihiniz olan keledoş yerine size ahtapot, karides veya ıstakoz dayatılması gibidir. Merkezden de halkın tercihleriyle örtüşmeyen kararlar dayatılıyor.”
“Van uzun vadede büyük atılımlar gerçekleştirebilir”
Van’ın ekonomik açıdan zor bir dönemden geçtiğini ancak kentin önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirten Ebiri, yerel dinamiklerin harekete geçirilmesi ve mevcut engellerin aşılması halinde Van’ın önemli bir kalkınma sürecine girebileceğini söyledi.
Ebiri, “Bugün Türkiye’nin en yoksul kenti konumundayız ancak şehrimiz büyük atılımlar gerçekleştirebilecek potansiyele sahip. Bu engeller aşılırsa, yoksulluk ve çaresizliğin sistemin bir dayatması olduğu görülecek. Uzun vadede kalkınarak çok güzel işlere imza atacağımıza inanıyorum” dedi.
Muhabir: SEMİH SARMA – DILDAR GÜLER